27 Mart 2016 Pazar

İstiklal’den Aşağıya Yürüyüş Turu

Sancta Terra’yı da geçerek yokuştan aşağıya indiğimizde geniş bir meydana ulaşıyoruz. Sağ tarafta İstanbul’daki en eski elçilik binası olan Palazzo di Venezia, yani Venedik Sarayı bulunuyor. Günümüzde İtalyan Konsolosluğu olan, 18. yüzyıldan kalma bina uzun geçmişinde birçok olaya da tanıklık etmiş.


Ceneviz ve Venedik, bir dönem bütün Akdeniz’e yaydmış iki güçlü devletti. Bu iki devletin İstanbul’da da birer kolonisi bulunuyordu. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra da Cenovalılarla Venediklüeri yerlerinde bıraktı. Daha sonraları Kırım ve Trabzon’u aldığında, bu şehirlerdeki aileleri de İstanbul’a getirtti. Fetihten imparatorluğun yıkılışına kadar Ceneviz ve Venedik, İstanbul’da kendi kültürlerini sürdürmeye devam ettiler. Hatta, Cenova Zecchino’su Pera’da kullanılan bir para birimi olmayı yıllar boyu sürdürdü. Özellikle Venedik, ticarette olduğu kadar diplomaside de söz sahibiydi, “bailo” ya da “balyos” adını verdikleri elçileri vardı.


Venedik’in İstanbul’daki balyosları da 1695’ten itibaren bu binada kalmaya başladılar. 18. yüzyılda uluslararası çapkın-diplomat-casus ve gurme Casanova’ya da ev sahipliği yapan bina şans eseri Beyoğlu’ndaki hiçbir yangından zarar görmeyerek bugüne kadar geldi. Ana girişin üzerindeki aslan kabartması Venedik Devleti’nin sembolü.


Venediklilerin saraydaki sefası tam yüz yıl sürdü. 1797’de Napolyon, Venedik’i ele geçirince, saray da Fransızların malı oldu. Hatta Fransız Elçisi hemen saraya yerleşiverdi. Ancak Fransız Elçisi’nin sefası sanıldığından da kısa sürdü ve Napolyon yenilip Fransa güç kaybedince Venedik, Viyana Kongresi’yle Habsburglar’a (Avusturya-Macaristan) bağlandı. 1870’lerde İtalya ulusal birliğini kurmasına kurdu ama saray yine de Avusturyalılar’da kaldı. Nihayet Birin-A ci Dünya Savaşı sona erip Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ortadan kalkınca, tam 122 yıl sonra, 1919’da İtalyanlar gelip saraylarını  geri alabildiler. Avusturya Elçisi’ne de Teşvikiye’de bir apartman dairesine sığınmak kaldı.


Venedik ve Cenovalı ailelerden, İstanbul’un kent kültürüne, siyasetine ve ekonomik hayatına damgasını vuran pek çok kişi yetişti. Bu ailelerden bazdan dönemin çalkantılı siyaseti içinde Alman, Avusturya, Fransız, hatta Osmanlı uyruğuna geçti. Alphonse Belin’in yazdığı Historie de la Latinite de Corıstantinople adlı eser bu aileleri anlatan en iyi kaynak durumundadır. İlerleyen bölümlerde bu ailelerden isimlerle sık sık karşılaşacağız, ancak yeri gelmişken adından da anlaşılacağı üzere Girit kökenli Gritti Ailesi’nden bahsetmekte fayda var.


Venedik Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yere sahip bu aileden Andrea Gritti İstanbul’da buğday ticaretiyle uğraşarak çok zengin oldu ve lüks bir yaşam sürdü. Venedik-Osmanlı ilişkilerinde önemli söz sahibi olan Gritti zaman içinde Venedik Cumhuriyeti’nin başına geçti.


Venedik’i Rönesans’ın zirvesine taşıdı. Gritti’nin Rum asıllı bir İstanbullu kadından olan dört çocuğunun dışında bir de gayri meşru çocuğu oldu. Aloisio Luigi isimli bu oğlan çocuğu baskılar yüzünden Venedik’te bannamayarak İstanbul’a geldi. Safran, şarap, altın, gümüş, tuz ve buğday ticareti yaparak servet edinen Luigi, babasının evine yerleşti. Müslüman olduktan sonra “Bey’in oğlu” diye anılmaya başlandı. Nereden nereye geldik? Beyoğlu’nun hikayesinin Venedik Sarayı civarında yaşamış bir İtalyan’dan gelebileceğini kim kestirebilirdi…


Venedik Sarayı’nın az ilerisinde İtalyan Lisesi, onun karşısında da Eski İtalya Oteli bulunuyor. Tüm bu binalarla hoş bir İtalyan siluetinin hakim olduğu meydanın sol tarafında da Fransız havası hissediliyor.


 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.