1 Nisan 2016 Cuma

İstiklal Caddesi’nde Tarihi Bir Tur ve Galatasaray Lisesi

Son allarda kabuk değiştirmeye başlayan Beyoğlu’nda eskiden kalma apartmanları restore edip ya konut ya da işyeri, sanat galerisi, lokanta, kafe, vs. olarak kullanmak moda oldu. Restorasyon binanın orijinalliğini koruduğu ve Fransız Sokağı’nda olduğu gibi çevresinden kopartıp almadığı sürece, bu tarz çalışmalar bu tarihi binalara yeniden hayat veriyor. Suriye Pasajı, Şark Oryantal Pasajı, Melek Sineması derken sıra Mısır Apartmanı’na geldi.


Mısır Apartmanı, bir zamanların Concordia Tiyatrosu olan San Antuan Kilisesi’ni geçer geçmez karşımıza çıkıyor. Kimilerine göre Art Nouveau, kimilerine göreyse Avrupa modemizmi ve arabeskle karışık bu binayı Mısır Hıdivi Abbas Halim Paşa, kışlan kalmak için 1870 yılında inşa ettirmişti. Mısır Apartmanı, aynı yıl çıkan Büyük Beyoğlu Yangını’nın hemen ertesinde yapıldığı için Beyoğlu’ndaki ilk beton binalardan birisi olma özelliğinde.


Bilindiği üzere Mısır’da Hıdivlik babadan oğla geçiyordu. Abbas Halim Paşa da, Hıdiv Abdülhalim Paşa’nın oğluydu. Hıdiv sülalesinden binanın son sahibi Abbas Halim Paşa’nın yeğeni, Said Halim Paşa’nın oğlu Halim Paşa’ydı. Daha sonra bina Halim Paşa’nın varisleri arasında paylaştırılıp apartmana dönüştürüldü. Apartmanın daireleri de ev ve işyeri olarak kullanıldı. Alt katında uzun yıllar ünlü Lazzaro Franco mefruşat mağazası bulunuyordu.


Mısır Apartmanı’mn sakinleri arasında Dekorasyon mağazasının sahibi antika uzmanı Selahattin Sırmalı ve ünlü diş hekimi Barry de vardı. Apartmanda yaşayan en önemli kişi Mehmed Akif Ersoydu. Milli şair Mehmed Akif Ersoy, 1925 yılının Ekim ayında Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak birlikte Mısır’a gitmişti. Şair, on yıl kaldığı Mısır’da Kuran-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesi üzerinde çalışmış ve Kahire Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı hocalığı yapmıştı. 1936 yılında siroza yakalanan Ersoy, isteği üzerine İstanbul’a getirilip Mısır Apartmanı’nda bir daireye yerleştirildi. Tedavisi sonuç vermeyince de yeni yıla kısa bir süre kala öldü. Şairin son günlerini yaşadığı ve dünyaya gözlerini kapattığı apartmanın giriş kapısında ünlü şairin anısına bir plaket bulunuyor.


Daha sonraki dönemde apartmana iki yeni diş hekimi ve bir terzi daha taşındı. En üst katta Onnik Kumruyan’m, altındaysa Galatasaray Spor Kulübü’nün eski başkanlarından Faruk Süren’in babası Arşak Sürenyan’ın muayenehaneleri bulunuyordu. Terzi Selçuk Kaksan ise hem kumaş satıyor hem de terzilik yapıyordu. Aynı zamanda da İstanbul Radyosu’na skeçler yazıyordu. Mısır Apartmanı, Haliç kenarındaki Sveti Stefan Bulgar Kilisesi, Tokatlıyan Oteli ve Cibali Tütün Fabrikası’m da inşa eden Ermeni Mimar Hovsep Aznavuryan’ın eseri.


Galatasaray Lisesi


Mısır Apartmanı’m da geride bırakarak Galatasaray Meydanı’na kadar gidelim. Meydanda durduğumuzda doğal olarak dikkatimizi en çok çeken yapı dökme demirden devasa kapısı ve geniş arazisiyle Galatasaray Lisesi oluyor. Galatasaray Lisesi, Mekteb-i Sultani olarak 1868’de açıldı. Yıllar boyunca da Enderun’a (saray mektebi) iyi eğitim almış eğitmenler yetişirdi. Ancak burada bir eğitim kompleksinin bulunmasının öyküsü çok daha gerilere uzanıyor.


Evliya Çelebi’nin anlattıklarına göre, Sultan II. Bayezid fırtınalı bir kış günü çıktığı tepede fırtınaya yakalanarak büyük bir bahçe içerisinde küçük ve bakımsız bir kulübeye sığınır. Kulübedeki yaşlı adam ağırladığı kişinin sultan olduğunu bilmeksizin bir kap sıcak yemek verir ve yolunu kaybetmiş avcıyı fırtınadan kurtarır. Sultan Bayezid, yaşh adama “Sen benim hayatımı kurtardın, benden ne düersin” diye sorar.


Yaşlı adamsa kendisi için bir dileğinin olmadığım söyler. Bayezid, bunun üzerine sultan olduğunu itiraf eder ve adam ne dilerse yerine getireceği konusunda ısrar eder. Yaşlı adam da sultandan “bu geniş bahçeye bir okul yapmasını, devlete okumuş evlatlar yetiştirmesini” diler. Sultan II. Bayezid de, küçük kulübesinin önünde san ve kırmızı güller yetiştiren bu ermişin dileğini yerine getirir ve bahçeye bir mektep üe bir darüşşifa (hastane) yaptırır. Bu hikâye yıllarca düden dile dolaşır ama ermişin adının ne olduğu bilinmez. Herkes onu Gül Baba diye bilir. İşte az önce türbesini gör düğümüz Gül Baba’nın ve Galatasaray’ın öyküsü böyle.


Osmanlı’da Enderun’a gelen talebelerin ilköğrenimlerinin verileceği bir mektebe uzun zamandır ihtiyaç vardı. İşte bu ihtiyacın sonucunda Galatasaray Lisesi ilk olarak Galatasaray Ocağı adıyla açıldı. Yaklaşık üç yüzyıl boyunca da saraya içoğlanı yetiştirdi. 1820 yılına gelindiğinde de Mekteb-i Tıbbiye olarak hizmet vermeye başladı. Galatasaray Lisesi’ndeki Fransızca geleneğinin ortaya çıkmasıysa sonralara rastlar. 18. ve 19. yüzyıllar boyunca Avrupa’da en yaygın dil Fransızca’ydı. Özellikle de diplomasi dili Fransızca’ydı. Osmanlı’da da Fransızca konuşan bir grup vardı. Bunlar “dragoman” derilen yabancılar, çoğunlukla da Ermeniler ve Rumlar’dı. Dragomanlar Fransızca’nın yanı sıra, Latince, Rumca, İngilizce ve hatta bazı Balkan dillerini bildikleri için Osmanlı hâriciyesinin temel direğiydi. Uzun yıllar imparatorluğa hizmet verdiler. Ancak, ne zaman ki 1789’da Fransız Devrimi patlak verdi ve devrimin etkileri kısa sürede Osmanlı’ya ulaştı, o zaman işler değişti. Fransız Devrimi tüm Avrupa’daki ulusların milliyetçilik duygularım ateşledi. Bundan en çok etkilenenler de şüphesiz Avusturya-Macaristan ve Osmanlı gibi çokuluslu imparatorluklardı.


İlk olarak Sırplar, hemen ardından da Yunanlılar 1820’lerde ayaklandılar ve bağımsızlıklarını ilan ettiler. Yunanistan’ın sekiz yıl süren bağımsızlık mücadelesinde dragomanların bilgi sızdırdıkları ya da yanlış istihbaratta bulundukları ve Osmanlı’yı arkadan vurdukları iddia edildi. Böylece, Osmanlı hâriciyesinde dragoman devri kapandı. Artık hâriciyenin özünü Türkler oluşturacaktı. Tüm bu gelişmeler 1830’lu yıllara, yani Tanzimat dönemi ve OsmanlI’nın Batıklaşma sürecine denk geliyor. İlk iş olarak bir grup öğrenci ve aydm Fransa’ya gönderildi. Ancak bu aşı tutmayınca Osmanlı topraklan içinde Fransızca eğitim veren bir kurumun açılmasına karar verildi.


Mekteb-i Sultani 1 Eylül 1868 günü Sultan Abdülaziz’in de katıldığı bir törenle açıldı. Başlarda sadece lise eğitimi veren okul 1908 yılından itibaren, dönemin okul müdürü Tevfik Fikret Bey’in çabalan sonucu ilk, orta ve lise eğitimi vermeye başladı. Cumhuriyet kurulup tüm Osmanlı kurumlan tasfiye edilince de Mekteb-i Sultani Galatasaray Lisesi’ne dönüştü.


Galatasaray Lisesi, yüz yılı geçen tarihi boyunca toplumun her kesiminden çok önemli isimlerin yetiştiği bir okuldur. Öte yandan, dünyada laik eğitim sisteminin adı bile yokken, kurulduğu yıldan itibaren Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan öğrencilerin bir arada eğitim gördüğü yer olmuştur.


Galatasaray’ı önemli kılan ve Türkiye’de ve Avrupa’da bir marka haline getiren bir özelliği daha var; 1905 yılında okulun öğrencilerinin kurduğu ve ilk başkanlığım Ali Sami Yen’in yaptığı spor kulübü. Galatasaray Spor Kulübü, Türkiye’nin “Üç Büyüğü”nden birisi olarak yüz yılı aşkın süredir Türk sporuna hizmet veriyor.


Galatasaray Meydanı’nda 1973’te Türkiye Cumhuriyeti’nin 50. yılı anısına heykeltıraş Şadi Çalık’ın çelik borulardan yaptığı ve cumhuriyetin dinamizmini temsil eden heykeli görüyoruz. Bugün Yapı Kredi Kültür Merkezi’nin ve heykelin bulunduğu yerde bir zamanlar on altı dükkan ve on altı daireden oluşan Galatasaray Pasajı bulunuyordu. Lüks gıda maddeleriyle ün yapmış Teofanidis Şarküterisi, berber ve lostra salonu Hristo, ünlü kundura mağazası Matras ve konfeksiyon mağazası Spiegel burada yer alıyordu.


Galatasaray Meydanı’nın diğer köşesinde, liseye bitişik olarak (bugün büfe ve telefon kulübeleri olan yerde) ise Beyoğlu Polis Merkezi vardı. 1849’da askeri bir karakol olarak yaptırılan bina, uzun yıllar Beyoğlu Mutasarrıflığını barındırdı. Cumhuriyetten sonra da Beyoğlu Polis Merkezi’ne dönüştü. Arkasında büyükçe bir hapishanesi de olan binanın tümü 1940’ta yıkıldı.


 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.